>Lise 2 Biyoloji Dersi Ödev konusu, Konu Anlatımı ve notları, Madde döngüleri

>

Madde Döngüleri

Ekosistemin cansız öğelerinden olan ve canlılar için hayati önem arz eden maddeler dünyamızda devinimler yaparak bir döngü içerisinde hareket ederler.Maddelerin ekosistem içerisindeki bu dolaşımına madde döngüleri (çevrimler) denir.Bu maddeler su,oksijen,karbon,azot ve fosfor dur.

1.Su döngüsü:Doğadaki su döngüsü denizler,karalar,göller,nehirlergibi cansız ortamla canlılar arasında olur.Bu sırada kısa döngü ve uzun döngü olmak üzere iki farklı döngü gerçekleşir. Kısa döngüde denizler, göller ve nehirlerdeki sular buharlaşır. Oluşan buhar, yağmur ve kar olarak yeryüzüne geri döner. Uzun döngüde, karalardaki buharlaşma ve canlıların solunum, terleme gibi olaylarla verdikleri su buharı at­mosfere karışır. Bunlar, tekrar yağmur, kar olarak karalara ve denizlere döner. Bunun bir kısmı da yer al­tı sularını oluşturur . Suyun döngüsündeki dengenin bozulması, insan yaşamını olumsuz yön­de etkiler. Su döngüsünü bozan başlıca etkenler;

* Atık suların, temizlenmeden su kaynaklarına verilmesi,

* Ormanların ve diğer yeşil alanların azaltılması,

* Yeraltı sularının fazla miktarda kullanılması,

* Hava kirliliği nedeniyle asit yağmurlarının oluşmasıdır.

B. Karbon Döngüsü

Karbon, canlıların yapısını oluşturan temel maddedir. Bunun kaynağı da atmosferde ve sularda çözünmüş olan karbon dioksittir (C02). Fotosentez olayında, hava­daki C02 yeşil bitkiler tarafından alınınca, C02‘in karbonu fotosen­tez yapan canlılara geçer. Bitkiler­den besinlerle hayvanlara aktarı­lır. Bu arada besinlerin yıkılması sonucu oluşan C02 tekrar atmos­fere döner. Ayrıca bitki ve hay­vanların ölüleri ve artıkları, ayrıştırıcılar tarafından parçalanarak C02 oluşur. Oluşan bu C02 tekrar at­mosfere geçer. Bu arada bitki ve hayvan fosillerinin toprak altında uzun süre kalmasıyla oluşan kö­mür, petrol gibi yakıtlar ve kuru­muş bitki dokuları yanınca oluşan C02 de atmosfere karışır. Böylece karbon, canlı ve cansız çevre arasında devirsel olarak kullanılır.

Fosil yakıtlarının fazlaca kullanılması ve yeşil alanların azalması sonucu atmosferdeki C02 miktarı gi­derek artmaktadır. Atmosferde C02‘in birikmesi, karbon döngüsünü olumsuz yönde etkileyerek sera et­kisi yaratır. Sera etkisi sonucu, yeryüzünden atmosfere verilen ısı, C02 tarafından tutulur ve dağılması önlenir. Bu olay yeryüzünün ısınarak buzulların erimesi ve sonuçta okyanuslardaki suların yükselmesi gi­bi olumsuzluklar yaratmaktadır. Karbon devrinin, dolayısıyla doğanın dengesinin bozulmaması için;

- Yeşil alanların korunup artırılması,

- Fosil yakıt kullanımını azaltacak önlemlerin alınması gerekir. Böylece doğanın ve insanlığın gele­ceği korunabilir.

C. Oksijen Döngüsü

Oksijen döngüsü de C02 döngüsüne çok benzer.

Doğadaki oksijenin bir kısmı atmosferde serbest oksijen molekülleri (02) hâlinde, bir kısmı da orga­nik maddeler ve aynca C02, H20 gibi bileşiklerin yapısında bulunur.

Fotosentez yapan organizmalar, C02 ve H20 kullanılıp organik maddeleri üretirken ortama serbest 02 verirler. Canlıların yaptıkları oksijenli solunumda, dışarıdan 02 alınır. Solunum sonunda dışarıya C02 ve H20 verilir. Bir yandan da yanabilen maddelerin oksitlenmesiyle bu maddelerdeki ve havadan alınan 02 yine H20 ve C02 hâlinde dışarı verilir.

Solunum ve yanma olayları sonucu oluşan CP2 ve H20, fotosentetik canlılar tarafından yeniden alı­nır. Alınan C02 ve H20, organik maddeler ve 02 e dönüştürülür. Böylece döngü sürüp gider .

D. Azot Döngüsü

Atmosferde bol mik­tarda (% 78) azot (N2) bulun­masına karşılık canlılar bunu doğrudan alıp kullanamaz. Canlılar, azotu ancak azot bi­leşikleri (azotlu maddeler) hâlinde alır. Bu amaçla hay­vanlar amino asitlerden, bit­kiler çözünmüş azot tuzlarından azot gereksinimlerini karşılar. Azot döngüsü, aşamalı olarak aşağıdaki gibi gerçekleşir.

* Ölen organizmaların yapısındaki azot bileşikleri toprağa karı­şır. Bir yandan da hayvanların boşaltım arağı olan amonyak gibi azot­lu maddeler de doğaya verilir.

* Toprak ve sularda bulunan bakteriler bu azot bileşiklerini par­çalar. Parçalama sırasında çeşitli maddelerin yanında amonyak (NH3) ve serbest azot (N2) oluşarak ortama karışır.

* Amonyak, kimyasal tepkimelerle amonyum tuzlarına dönü­şür.

* Bazı özel bakteriler, amonyum tuzlarını nitrit (N02) ve nitratla­ra (N03) dönüştürür. Baklagillerin köklerindeki gibi azot bağlayıcı bak­terilerle algler, havanın serbest azotunu nitrit ve nitratlara dönüştürür. Bu arada şimşek ve yıldırım da havadaki azottan nitrat oluşumunu sağlar.

* Suda kolayca çözünen nitratlar, bitkilerin kökleriyle alınıp kul­lanılır. Kullanılan azotla bitkilerin protein, nükleik asit gibi azotlu mad­deleri üretilir. Bunların bir kısmı bitkilerle beslenen hayvanların vücu­duna geçer. Azot oksitleri vb. gazların yapay olarak bol miktarda üre­tilip kullanılması, ozon tabakasının incelmesine neden olur.

Yukarıda sıralandığı gibi canlılarla cansız çevre arasında azot döngüsü gerçekleşir. Azotun asıl kaynağı olan atmosferdeki azotun azalmaması, azot döngüsü ve doğal dengenin bozul­maması için;.

- Gübre üretiminde hava azotunun aşırı kullanılması engellenmeli,

- Fosil yakıtların aşırı kullanılması yerine güneşten, rüzgârdan enerji üreten alternatif enerji kaynaklarının kullanılması sağlanmalıdır.

E. Fosfor Döngüsü

Su, kayaların üzerinde akarken zamanla kayaların üst kısmını aşındınr. Bu arada kayalardan parça­lar kopup suyla sürüklenir. Sularla sürüklenen fosfatlar denizlerin dibinde birikir.

Fosfatlann çok azı, balıkların ve deniz kuşlannın faaliyetleriyle tekrar karalara döner. Örneğin; de-

niz kuşları karalara bıraktıkları fosfat bakımından zengin dışkılarıyla (gübre) fosforun yeniden devreye girmesinde önemli rol oynar. Balıkların, insan ve hayvanlar tarafın­dan yenilmesiyle de fosforun denizlerden karalara geç­mesi sağlanır. Böylece fosfor karalardan denizlere, deniz­lerden tekrar karalara taşınarak döngü gerçekleşir.

Tüm canlılar, DNA, RNA, ATP gibi molekülleri sentezlemek için fosfor bileşenlerine gereksinim duyar. Fos­foru, bitkiler suyla birlikte fosfat tuzlan hâlinde alıp orga­nik fosfatlara dönüştürür. Hayvanlar da fosforu içme su­yuyla yedikleri besinlerle inorganik ve organik fosfatlar olarak alır. Canlıların artıklarıyla ölüleri ayrıştırılınca fosfor bileşikleri tekrar doğaya dönerek fosfor döngüsü sağlanır.

biyoloji konu anlatımı, Konu Anlatımı ve notları, Lise 2 Biyoloji Dersi Ödev konusu, Madde döngüleri içinde yayınlandı | 1 Yorum

>Lise 1 Biyoloji sru cevao ders çalışma

>

1. Hücre zarının görevi nedir?
Hücre içi ile hücre dışı arasında madde alış verişini sağlayan esnek, canlı ve seçici geçirgen bir zardır.
2. Endoplazmik retikulum kaç çeşittir ve görevi nedir?
Üzerine ribozom taşıyan granüllü ve granülsüz olmak üzere iki çeşittir. Hücre içinde maddelerin taşınması, depolanması ve kimyasal reaksiyonların yapıldığı yerdir.
3. Sentrozomun görevi nedir?
Kendini çoğaltmak ve bölünme sırasında iğ ipliklerini meydana getirmek.
4. Çekirdeğin görevleri nelerdir?
Metabolizmayı kontrol etmek
Karakterleri oğul canlılara aktarmak.
5. Yaşlanan bitki hücrelerinde bir tek büyük kofulun bulunmasının nedeni nedir?
Bitkilerde metabolizma artığı ürünlerin kofullarda depolanması.
6. Hücre çeperinin yapısı nasıldır?
Selülozdan meydana gelir. Çeper üzerinde kütin, lignin, süberin, kalsiyum ve silisyum gibi maddeler birikerek çeperin farklılaşmasına neden olur.
7.Bitkilerde çiçek ve meyvelerin renklerini ne verir?
Plastidler ve koful özsuyunda bulunan antokyan denilen madde.
8. Hücrenin bölünme nedenlerini yazın.
Hücre yüzeyini artırmak ve hacmini küçültmek için
Hücrenin büyümesi çekirdeğin etki alanını sınırlar. Çekirdeğin etki alanını artırmak için hücre bölünür.
9. Kloroplast ve mitokondrinin ortak özellikleri nelerdir?
Çift zarlıdırlar
Kendilerine ait DNA’ları vardır.
ATP’nin sentezlendiği yerlerdir.
10. Mitoz olayının en önemli sonucu nedir?
Hücreden hücreye kalıtsal devamlılığı sağlar. Mitoz sayesinde, yeni meydana gelen hücreler ana-baba hücrenin sahip oldukları yeteneğin aynısına sahip olurlar. Bu da kendini eşleyen DNA moleküllerinin her oğul hücreye tam bir takım halinde geçmesiyle mümkün olur.
11. Ökaryot hücrelerde hücre bölünmesi hangi iki evreden oluşur?
Mitoz olarak adlandırılan çekirdek bölünmesi ve sitokinez olarak adlandırılan sitoplazma bölünmesi.
12. Mitoz bölünmenin safhalarının isimleini sırasıyla yazın.
Profaz, metafaz, anafaz, telofaz
13. İnsan gametinde kaç kromozom bulunur?
İnsan gametinde 23 kromozom bulunur? Bunların kaç tanesi otozom, kaç tanesi gonozomdur?
İnsan gametinde 23 kromozom bulunur. Bunlardan 22 tanesi otozom, 1 tanesi gonozomdur.
14. İnsanlarda erkeklerin ve dişilerin vücut hücrelerindeki kromozom formülünü yazınız.
Erkeklerde (44 + XY), Dişilerde (44 + XX)
15. Bitki hücresinin mitoz bölünme sırasında ara plağı ile ikiye bölünmesinin nedeni nedir?
Hücre zarının dışında selüloz çeperin bulunması.
16. Mayoz bölünme hangi hücrelerde görülür?
Üreme organlarında üreme ana hücrelerinde (Yumurtalık ve testislerde) görülür.
17. Mayoz bölünme ile ne sağlanır?
Dölden döle kromozom sayısının sabit kalması korunur.
Gen çeşitliliğine sebep olur.
18. Oogenezde aktif olmayan hücrelere ne ad verilir?
Kutup hücreleri.

19. İnsanlar ve amipler arasında mitoz bölünme hangi yönden farklıdır?
İnsanlarda mitoz bölünme büyüme, gelişme ve eskiyen yerlerin onarımını sağlar. Amiplerde mitoz bölünme çoğalmayı sağlar.
20. Bir insanın bazal metabolizması ölçülürken hangi şartlara dikkat edilmelidir?
En son alınan besinin ölçme işleminden 12 saat önce alınmasına
Ölçme sırasında kişinin tam dinlenme halinde tutulmasına
Ölçme sırasında ortam sıcaklığının belirlenmesine
Vücut yüzeyinin hesaplanmasına
21. ATP’nin molekül yapısı nasıldır?
Adenin denilen azotlu bir organik baz, Riboz denilen 5 karbonlu bir şeker ve üç fosfat grubundan yapılmış bir moleküldür.
22. ATP sentezi kaç yolla olur?
Oksijenli solunum
Oksijensiz solunum
Fotosentez
23. Eğer organizmalar enerjiyi karbonhidratlarda değil, ATP de depolasalardı ne gibi problemler olurdu?
Hücre içi daha asidik olurdu.
Fosfor şu an bulunduğundan daha çok kullanılırdı.
24. Bir nükleotidin yapısında 5 karbonlu şekerle azotlu organik bazın oluşturduğu kısma ne denir?
Nükleozit
25. mRNA’nın görevi nedir?
Hücredeki RNA miktarının % 5’ini oluşturur. DNA da bulunan genetik bilgiyi belli şifreler (kodon) halinde çekirdekten sitoplazmaya aktarır.

26. Hücre hayatında DNA’nın iki önemli görevini açıklayın.
Temel hücresel görevleri kontrol etmek
Genetik direktiflerin oğul döllere aynen iletilmesini sağlamak.
27. DNA modelinden faydalanılarak hangi biyolojik olaylar açıklandı?
DNA’nın hücre bölünmesinden önce kendini nasıl eşlediği
Protein sentezi için nasıl şifre taşıdığı
Mutasyonun nasıl meydana geldiği açıklandı.
28. Genetik şifre nedir? Genetik şifre bütün canlılarda aynı mıdır?
DNA’dan gönderilen hücre içindeki bütün olayları etkileyen mesajlara denir.
Genetik şifre her canlıda farklıdır.
29. DNA’nın neden mRNA gibi bir aracı yardımıyla çalışmak zorunda olduğu düşünülür?
DNA büyük bir molekül olduğu için çekirdekten dışarı çıkmaz. Proteinler çekirdek dışında, endoplazmik retikulum boyunca dağılmış olan ribozomlarda sentezlenirler. Direktiflerin çekirdekten sitoplazmaya taşınabilmesi için bir aracıya ihtiyaç vardır.
30. tRNA’nın protein sentezindeki görevi nedir?
ð tRNA hücre içindeki Amino asitleri tanır ve bunları proteinlerin sentezlendiği ribozomlara taşır.
31. DNA’nın Replikasyon yapması hücre bölünmesi açısından neden önemlidir?
Hücre bölünmesi ile özellikler yeni hücrelere geçer. Bir türün bütün bireylerindeki hücreler aynı tip ve sayıda kromozoma sahip olur.
32. Virüsler, canlılara has özelliklerden hangilerine sahiptirler?
DNA veya RNA içermeleri
Konak hücre içinde üremeleri
Mutasyona uğramaları
Üremeleri sırasında yeni gen kombinezonları oluşturmaları

33. Virüslerin çoğalmasını hangi faktörler sınırlamaktadır?
Virüslerin üremeleri konak hücrelere yayılma ve orada çoğalma yetenekleri ile sınırlıdır.
34. DNA içeren virüslere örnek veriniz?
Bakteriyofaj, çiçek hastalığı, suçiçeği ve uçuk (herpes) virüsü.
35. RNA içeren virüslere örnek veriniz?
Tütün mozaik virüsü, çocuk felci, grip, AİDS, kızamık, kabakulak ve patates, salatalık, marul bitkilerinde hastalık yapan virüsler.
36. Virüslerle mücadele etmek neden zordur?
Çeşitleri fazladır,
Çok küçüktürler
Antibiyotikten etkilenmezler.
Çabuk ürerler ve konakçı canlıyı kullanırlar.
37. Işık enerjisi kullanarak besin sentezleyen bakteriler nasıl adlandırılır?
Fotoototrof bakteriler
38. Şekillerine göre bakterilerin isimlerini yazın.
Yuvarlak (Coccus), çubuk (bacillus), spiral (spirillum), virgül (vibriyon)
39. Bakteriler oksijen ihtiyaçlarına göre nasıl adlandırılırlar?
Oksijen varlığında yaşayanlar (aerob bakteri), oksijensiz ortamda yaşayanlar (anaerob bakteri), her iki ortamda da yaşayanlar (geçici aerob ve geçici anaerob bakteriler)
40. Bakterilerde solunum enzimleri nerelerde bulunur?
ð Sitoplazmada veya hücre zarında bulunur.
41. Bakteri populasyonunda geometrik dizi şeklinde çoğalma neden sürekli olmaz?
Bakteriler çoğalmaları için ortamdaki su ve besin maddelerini bitirirler. Bu sırada ortamda alkol ve asitli bileşiklerle beraber zehirli atıklar da meydana gelir. Bu durum bakterilerin sayıca artışını engeller.
42. Bakterilerde endospor nedir ve hangi şartlarda meydana gelir?
Endospor bakteri sitoplazmasının su kaybederek büzülmesi ve etrafının dayanıklı bir zarla çevrilmesiyle bakterinin içinde oluşur. Bu olay üreme değildir. Bakterinin elverişsiz ortamlarda uzun zaman canlı kalabilmesini sağlar. Endospor yüksek sıcaklıkta ve kurak ortamlarda oluşur.
43. Ototrof ve saprofit bakterilerin parazit bakterilere üstün olmasını sağlayan özellik hangisidir?
Gelişmiş enzim sistemine sahip olmaları.
44. Prokaryot bir hücredeki protein sentezinin ökaryot hücreye göre daha hızlı olmasının nedeni nedir?
Çekirdek zarının bulunmaması.
45. Tatlı sularda yaşayan bazı bir hücrelilerdeki Kontraktil kofulların temel görevi nedir?
Fazla suyu aktif taşıma yaparak difüzyonun tersi yönde boşaltmak.
46. Çok hücreli organizmalarda doku, organ ve organ sistemlerine niçin ihtiyaç duyulur?
Organizmanın bütünlüğünün devamı için
Enerjinin korunumu için.
47. Hücrelerin özelleşmesi bir canlıya nasıl üstünlük sağlar.
Enerjinin daha verimli kullanılmasına yol açar.
İri parçalar halinde besinlerden yararlanma imkanı doğar
48. Çok hücreli organizmaların gelişimine bağlı olarak, bir hücreli organizmalarda bulunmayan ne gibi bir özel problem vardır?
İç çevreden atıkların uzaklaştırılması
Besin maddelerinin bütün hücrelere dağıtılması
Organizmanın kendini eşleme olayı
Hücre içi ve hücreler arası kontrol ve koordinasyon.
49. Özelleşmiş hücre nedir?
Belirli görevleri yapmak üzere farklılaşmış, şekil ve yapı bakımından benzer hücrelerdir. Kas ve sinir hücreleri özelleşmiş hücrelerdir.Özelleşmiş hücreler dokuları, organları ve sistemleri meydana getirir.
50. Aktif taşımanın özellikleri nelerdir?
Enerji harcanır
Taşıma az yoğun ortamdan çok yoğun ortama doğrudur
Canlı hücrelerde görülür.
Enzimler kullanılır.
51. Pasif taşımanın özellikleri nelerdir?
Enerji harcanmaz
Taşıma çok yoğun ortamdan az yoğun ortama doğrudur.
Canlı ve cansız hücrelerde görülür.
Sıcaklık ve hareket difüzyonu artırır.
52. Hücrenin çok yoğun ortama konması halinde su kaybetmesi olayına ne ad verilir?
Plazmoliz.
53. Hücrenin az yoğun ortama konması halinde su alarak şişmesi olayına ne ad verilir?
Deplazmoliz
54. Büyük moleküllü katı maddelerin hücre içine aktif taşıma ile alınmasına ne denir?
Fagositoz
55. Büyük moleküllü sıvı maddelerin hücre içine aktif taşıma ile alınmasına ne denir?
ð Pinositoz
56. Deplazmoliz halindeki bir bitki hücresini saf suda bekletmeye devam edildiğinde koful sürekli su alarak büyür ve sitoplazmayı hücre çeperine doğru iter bu olaya ne denir?
Turgor
57. Bitki hücrelerine giren suyun hücrenin içinden dışına doğru yaptığı etkiye ne denir?
Turgor basıncı
58. Doğadaki canlıların özelliklerine, yaşayışlarına ve akrabalık derecelerine göre gruplandırılmasına ne denir?
Sınıflandırma (Taksonomi),
59. Ortak bir atadan gelen, yapı ve görev bakımından benzer özelliklere sahip, yalnızca kendi aralarında serbestçe üreyebilen ve verimli (kısır olmayan) yavrular oluşturan bireyler topluluğuna ne denir?
Tür
60. Sınıflandırmada kullanılan basamaklar (sınıflandırma) en küçük topluluktan en büyüğüne doğru nasıl sıralanır?
Tür, cins, familya, takım, sınıf, şube, alem olarak sıralanır.
61. Sınıflandırmada alemden türe doğru inildikçe birey sayısı ve ortak özellikler nasıl değişir?
Birey sayısı azalır, ortak özellikler artar.
62. Sınıflandırmada türden aleme doğru çıkıldıkça birey sayısı ve ortak özellikler nasıl değişir?
Birey sayısı artar, ortak özellikler azalır.

63. Havanın serbest azotunu yakalayarak toprakta azotlu bileşikleri oluşturan ve toprağın verimini artıran canlı grubu hangisidir?
Mavi-yeşil algler.
64. Basit bölünme ile çoğalan ve basit beslenme ihtiyaçları olan öncü organizma hangisidir?
Mavi-yeşil algler.
65. Bakterilerin antibiyotiğe ve kimyasal maddelere karşı kazandığı direnci nesiller boyu aktaran DNA kısmına ne denir?
Plazmid
66. Heterotrof bakteri çeşitlerinin isimleri nedir?
Parazit bakteriler
Saprofit (Çürükçül) bakteriler.
67. Güneş enerjisini kullanmadan inorganik maddeleri oksidasyonla elde ettikleri enerji ile su ve karbondioksitten besin üreten bakterilere ne denir?
68. Protozoaların çeşitleri nelerdir?
Kamçılılar (flagellata), Kökayaklılar (Rhizopoda), Sporlular (sporozoa), Sililer (cilliata)
69. Protistlerden olan öglenanın özelliği nasıldır?
Kamçılı olduklarından hareketlidirler bu nedenle hayvan olarak değerlendirilirken, klorofil taşıdıklarından dolayı da bitki olarak değerlendirilirler.
70. İnsanlarda uyku hastalığına sebep olan ve Çeçe sineği tarafından taşınan sporlu canlının adı nedir?
Trypanosoma gambiense

biyoloji konu anlatımı, Lise 1 Biyoloji, Lise 1 Biyoloji soru cevap ders çalışma, soru cevap içinde yayınlandı | Yorum bırakın

>BİYOLOJİ 12. SINIF DERS KONULARI

>Metabolizma nedir :hücrede gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonların tümüdür.

A-Anabolizma nedir dış ortamdan alınan veya hücredeki reaksiyonlar sonucu oluşan basit moleküllerden hücrenin ihtiyaç duyduğu kompleks veya diğer moleküllerin sentezlenmesidir.Protein,RNA,Fotosentez,Kemosentez vb.

B-Katabolizma nedir dış ortamdan alınan veya hücrede daha önce üretilip işlevlerini kaybetmiş kompleks moleküllerin enerji üretimi veya yapıtaşı üretimi için daha basit moleküllere parçalanmasıdır.Hücre içi ve dışı sindirim,O2 li ve O2 siz solunum

ATP(Adenozintrifosfat):
Yapısı:
1-Adenin nucleotid 2-Riboz 3- 3(Üç) fosforik asit

Özellikleri nelerdir:
1-Yapısında iki yüksek enerjili fosfat bağları bulunur
2-Canlının tüm yaşamsal olaylarında kullandığı enerji kaynağıdır
3-Kolayca başka enerji formlarına dönüştürülebilir.(Elektrik,ısı,kimyasal bağ ,osmotik,ışık vb.)
4-Bütün reaksiyonlara katılabilir
5-Her hücre kendi ATP sini kendi sentezler
6-Hücrede sitoplazma,mitokondri ve kloroplastlarda sentezlenir
7-Hücre yaşamsal olaylarında sitoplazmada veya mitokondride üretilen ATP kullanılır
8-Kloroplastlarda sentezlenen ATP organik madde sentezi ve kloroplastlardaki diğer yaşamsal olaylarda kullanılır
9-Yüksek enerjili son fosfat bağının kopması ile ortama 7300 cal enerji verilir.

Hücrelerde ADP nin sistemden enerji alarak kendine bir fosforik asit bağlayıp ATP haline gelmesine fosforilasyon denir.

Enerji
ADP+P ————– ATP
(Fosforilasyon)

Fosforilasyonda kullanılan enerji kaynağına göre 4 (Dört) tip fosforilasyon vardır.

1-Sübstrat düzeyde fosforilasyon:
a-Bütün canlılarda görülür
b-Sitoplazmik solunum enzimleri kullanılarak organik maddelerin yapısında bulunan bağ enerjisinin ATP enerjisi haline dönüşmesidir

2-Oksidatif-fosforilasyon:
a-Oksijenli solunum enzimi bulunduran canlılarda gerçekleşir
b-Organik maddeler oksijenli solunum enzimleri ile inorganik yapılara dönüştürülürken açığa çıkan H lerin O2 ye aktarılırken gerçekleşir
c- e.t.s. görev alır

3-Foto-fosforilasyon
a-Klorofil taşıyan canlılarda gerçekleşir.
b-Klorofil ve e.t.s etkisi ile güneş ışık enerjisinin dönüşümü ile gerçekleşir
c-Enzim görev almaz

4-Kemosentetik-fosforilasyon:
a-Oksidasyon enzimi taşıyan bakterilerce gerçekleştirilir
b-İnorganik maddelerin (H,Fe,N,NH3 vb.) oksidasyon enzimleri ile oksitlenmesi ile açığa çıkan kimyasal enerji ile gerçekleşir

Bütün canlılar güneşin ışık enerjisini kullanırlar.Işık enerjisinin canlıların kullanabileceği enerji formuna dönüşmesinde fotosentez ve solunum mekanizmaları rol alır.

Fotosentez Solunum nasıl gerçekleşir
Işık ——-ATP——– Glikoz ——— ATP ————- ( Biyolojik iş)

Biyolojik iş:
Isı,elektrik,osmotik basınç,kimyasal bağ,ışık, mekanik,aktif taşıma vb.

OKSİJEN VE HAYAT

Not: Fotosentezden önce (ozon oluşmadan) organik madde sentezi için gerekli enerji u.v , şimşek , yıldırımlarla gerçekleşirken , fotosentezde madde sentezi için gerekli enerji güneşin görünür ışınları (450-760n.m) ile gerçekleşir .Ozon bu ışınların geçişine engel değildir.

Not: Bugün yaşayan bütün canlılar (Kemosentetik ler hariç) ihtiyaç duydukları organik besini ve oksijeni fotosentezden karşılarlar.

O2 nin önemi:
A-Ozon oluşumunu sağlar.
B-Oksidatiffosforilasyonla yüksek ATP üretimi sağlar.
Not:Oksijen aynı zamanda öldürücü olabilir. Obligat-anaerop bakteriler buna örnektir. Atmosferde O2 oranının artması solunumu engeller. Canlılar O2 nin bu olumsuz etkilerinden sahip oldukları enzimlerle korunur.

Ozon oluşumu fotosentezle başlamıştır.

Enerji
O2——— O+O (Stratosferde) Oluşan O daha yükseklere çıkarak O2 ile birleşir ve ozon (200 n.m Küçük güneş ışınları)oluşur.

Enerji(200-300 n.m)
O+O2——— O3 + Enerji ————– Azotlu bileşikler.
(Ozon)

Ozonun önemini açıklayınız :
A-Zararlı U.V ışınları tutarak karasal yaşamın başlamasına nede olmuştur. Buda canlıların sayı ve çeşitliliklerinde artmaya neden olmuştur.
B-İlkel atmosferde organik madde sentezi bitmiş ve canlılar için organik madde sentez biçimi olarak fotosentez önem kazanmıştır.

Oksijenli solunum ve solunum kat sayısı:
O2 li solunumda organik moleküldeki (C6H12O6) C ve H ler koparılır. Karbon molekülden CO2 olarak ayrılırken , H ler dışarıdan alınan O2 ile birleşerek H2O olarak ayrılır. Bu nedenle glikoz yıkımında CO2 in ayrılımında izlediği yola karbon yolu, su ve ATP oluşumum ile sonuçlanan H ayrılışınada H yolu denir. Oksijenli solunumda e.t.s H yolunda görev alır.

Solunum tipleri:
A-Oksijensiz solunum (Fermantasyon.)

1-Gerçek fermantasyon:
Enzim
C6H12O6 ————-2C2H5OH + CO2 + 2ATP
Glikoz Etil alkol

2-Oksidatif fermantasyon:
Enzim
C2H5OH + O2 —————CH3COOH + H2O+ ATP
Etil alkol Asetik asit

B-Oksijenli solunum:
Enzim + ets
C6H12O6 + 6O2 ——————–6CO2 + 6H2O + 38 ATP
Glikoz

O2 siz SOLUNUM:

1-Bazı bakteri ve mayalarda temel enerji üretim biçimi olmakla beraber, Bitki ve bazı hayvanlarında özel durumlarda başvurduğu enerji üretim biçimidir.
2-Glikoliz ve fermantasyon olmak üzere iki evrede gerçekleşir.
3-Glikolizde temel amaç enerji üretimidir. Fermantasyonda ise temel amaç glikoliz sonucu oluşan artık ürünlerin hücreye zarar vermesinin önlenmesidir.
4-Glikoliz bütün canlılarda ortaktır.Fermantasyon ise canlının kullandığı enzime göre oluşum biçiminde ve son ürünlerde farklılıklar görülür.
5-Fermantasyon son ürüne göre adlandırılır;Alkolik,Laktik asit,Asetik asit vb.
6-Fermantasyonda O2 kullanılmaz ancak asetik asit fermantasyonunda O2 kullanılır.

Oksijensiz solunumun evreleri:
A-Glikoliz (Oksijensiz ve oksijenli solunum)
Bütün solunum tipleri glikolizle başlar. Glikoliz bağımsız metabolizmaya sahip bütün hücrelerde görülen bir reaksiyondur. Genel özellikleri:
1-Sitoplazmada gerçekleşir. (Mitokondri ye ihtiyaç yoktur.)
2-Enzimatik reaksiyonlar dizisidir.
3-Bir mol glikozun reaksiyona girmesi için ; İki mol ATP (Aktivasyon enerjisi için) harcanır.
4-Bir mol glikozdan ;
a) İki mol piruvat
b) Dört mol ATP
c) İki mol NADH2 , açığa çıkar.
5-O2 li ve O2 siz solunumların ortak özellikleridir.
6-Temel amaç enerji üretimidir.

B-Fermantasyon nedir nasıl gerçekleşir
1-Sitoplazmada gerçekleşir
2-Enzimatik reaksiyonlardır
3-Temel amaç glikolizde açığa çıkan son ürünlerin hücreye zarar vermesini önlemektir
4-Kullanılan enzime göre son ürünler değişir
5-Son ürüne göre adlandırılması yapılır
6-Bakteri ,mantar ve omurgalılarda çoğunlukla çizgili kaslarda görülür

Fermantasyon için gerekli koşullar nelerdir:
1-Uygun ısı
2-Gerekli enzimler
3-Organik madde(Glikoz vb.)
4-Biyokimyasal ortam (Sitoplazma)

Fermantasyonda açığa çıkanlar:
1-Son ürün (Alkol,Aseton vb.) 2-ATP 3-CO2 4-Isı

Oksijenli solunum:

Oksijenli solunum üç kademede gerçekleşir.
1-Glikoliz: (Sitoplazmada gerçekleşir)

Enzim
Glikoz ———— 2Piruvat + 2ATP+ 2NADPH2

2-Kreps döngüsü: (Mitokondri matriksinde)

Enzim
Piruvat ———— 3CO2 + 4NADH2 +1FADH2 + ATP (Bir pürivat için)

3-Oksidatiffosforilasyon: (Mitokondri krista zarlarında)
e.t.s
NADPH2 + 1/2 O2 —————- H2O + NAD+ 3 ÂTP
e.t.s
FADH2 +1/2 O2 —————— H2O + FAD + 2 ATP

Glikoliz:
Oksijensiz solunumdaki glikolizle aynı temel özellikler gösterir.

Kreps döngüsü:

Özellikleri
1-Eukaryotlarda mitokondride , prokaryotlarda sitoplazmada mesezom denen zar kıvrımlarında gerçekleşir
2-Pirüvatla başlar
3-Mitokondriye geçen her piruvata karşılık 3 CO2 , (substrat düzeyde) 1 ATP, 1 FADH2 ve 4 NADH2 oluşur.
4-Enzimatik reaksiyonlardır
5-Isı,PH,aktivatör ve inhibitörlerden etkilenir.
6-O2 varlığında gerçekleşen reaksiyonlardır.
7-Diğer organik moleküllerin solunum reaksiyonuna katıldığı evredir.

Oksidatif fosforilasyon:
Oksidatif fosforilasyon özellikleri
1-Mitokondri zarları (Bakterilerde mesezom denen zar kıvrımlarında gerçekleşir
2-Piruvat tan ayrılan H lerin O2 ye aktarımıdır
3-NAD,FAD,CoQ,Sitokromlar ve O2 görev alır
4-NAD+ ile taşınan her 2H çiftine karşılık e.t.s de 3 ATP sentezlenir
5-FAD+ ile taşınan her 2H çiftine karşılık e.t.s de 2 ATP sentezlenir
6-1 Glikozun yıkımından e.t.s üzerinden toplam 34 ATP sentezlenir
7-1 Glikoz için e.t.s de O2 ye aktarılan H lerden 24 H2O üretilir:

Solunumda enerji üretim aşamaları
[Resim: solunumenerjiuretimlu4.png]

Solunum aşamaları ilişkileri
[Resim: solunumasamalariiliskilqv4.png]

Değişik organik moleküllerde oksijen kullanımı ve enerji üretimi durumu
CO2
Solunum kat sayısı: R.Q=———- Sonuç kullanılan maddeye göre değişir.
O2

CO2
Karbonhidratlarda RQ =———- =1 olur.
O2

6CO2
Örnek: Glikoz (C6H12O6) için: RQ=———— = 1
6O2
CO2
Yağlarda RQ = ———– = X X > 1 çıkar,.buda daha fazla oksijen tüketmek demektir
O2

Yağlarda oksijen oranı az olduğu için solunumda yağların yıkımı için çok O2 kullanılır ve diğer organik maddelere oranla daha fazla ATP üretilir.
36 CO2
Örnek: Oleik asit (2C18H34O2) + 51 O2 =———–= 0,7
51 O2

CO2
Alkol vb maddelerde RQ=——— = X X<1 çıkar . Çünkü alkollerde oksijen oranı fazladır.
O2

4CO2 4
Örnek: C4H4O8 + O2 =————–= ——–= 4
O2 1

Solunum hızına etki eden faktörler:
1- Isı 2 – O2 yoğunluğu 3- PH 4 -CO2 miktarı 5-Ket vurucular (Zehirler) 6 – Uyaranlar.

Solunum hızı: Bitkilerde ; farklı organ ve dokularda solunum hızları farklıdır. Bitkisel organlarda solunum hızı şu şekilde sıralanır: Yaprak – Kök – Gövde. Doku olarak en hızlı solunum kambiyumda görülür.

Bitkilerde solunum hızını artıran faktörler.
1-Köklenme
2-Yaralanma
3-Tohum ıslanması
4-Tomurcuklanma

Oksijenli ve oksijensiz solunumun ortak özellikleri:
1-Glikoliz evresi ile başlamaları
2-Glikozun aktivasyonu için ATP kullanılması
3-Reaksiyonlar sonunda ATP sentezlenmesi
4-Isının açığa cıkması
5-CO2 nin açığa çıkması (Laktik asit fermantasyonu hariç)
6-Substrat düzeyde fosforilasyonun gerçekleşmesi
7-Enzim kullanılır

Oksijenli solunumu Oksijensiz solunumdan ayıran farklar:
1- O2 kullanılması
2- H2O nun açığa çıkması
3- e.t.s nin görev alması
4- Oksidatif fosforilasyonun gerçekleşmesi
5- Glikozun CO2 ve H2O ya kadar parçalanması
6-Yüksek ATP üretimi (Bir glikozdan 38 ATP)

Oksijenli solunumun karşılaştırılması

A-Fotosenteze özgü özellikler
1-Klorofile ihtiyaç duyulması
2-Işıkta gerçekleşmesi
3-Organik madde sentezlenmesi
4-CO2 ve H2O tüketilmesi
5-Ağırlık artışı olması
6-Endotermik olması
7-Işık enerjisini ATP ve Kimyasal bağ enerjisine çevirmesi

B-Oksijenli solunuma özgü özellikler
1- Oksijenli solunum enzimlerine (Mitokondri) ihtiyaç duyması
2- Besin ve O2 nin tüketilmesi
3-CO2 ve H2O nun açığa çıkması
4-Ağırlık azalması olması
5-Ekzotermik olması
6-Kimyasal bağ enerjisini ATP enerjisi haline çevirmesi

C-Fotosentez ve O2 li solunumun ortak özellikleri
1-Enzim kullanılması
2- e.t.s kullanılması
a-Solunumda: NAD-FAD-sitokrom
b-Fotosentezde:NADP-ferrodoksin-plastokinon-sitokrom
3-Isının açığa çıkması
4-ATP üretilmesi

biyoloji ders notları, biyoloji konu anlatımı, BİYOLOJİ 12. SINIF DERS KONULARI içinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Lise 4 biyoloji dersi konu anlatımı ve ders notları Genetik Bilgisi

>

NÜKLEİK ASİTLER
(RNA-DNA)

RİBONÜKLEİK ASİT (RNA)
RNA’lar ribonukleotitlerinbirbirlerine bağlanması ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kıyaslandığı zaman boyları daha kısadır. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadırlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sınıf RNA’ya rastlanmaktadır. Bunlar mesencır RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dır. Bütün RNA’lar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül ağırlığına sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.
MESENCIR RNA (mRNA)
DNA’da saklı bulunan genetik bilginin, protein yapısına aktarılmasında kalıplık görevi yapan aracı bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNA’dan aldığı genetik şifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sırasını tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adı verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklaşık 10.000 farklı mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunların her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir.
TRANSFER RNA (tRNA)
tRNA’lar da ribonukleotidlerin polimerize olması ile meydana gelmiş, çok kıvrımlar gösteren ve tek zincirli yapıya sahip bir RNA çeşididir. tRNA’lar yonca yaprağına benzeyen üç boyutlu yapılarında yer yer çift sarmallı bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayısı 70 ile 99 arasında, molekül ağırlığı ise 23.000 ile30.000 dalton arasında değişmektedir. Doğada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadır. tRNA’lar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarına bağladıkları amino asiti, ribozoma tutunmuş mRNA’nın taşıdığı kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNA’lar üç bazdan meydana gelen antikodon adı verilen uçları ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adı verilen bölgeye geçici bağlanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki şifreye göre doğru bir şekilde dizilmelerini temin etmektedir.
RİBOZOMAL RNA (rRNA)
rRNA’lar ribozomların ana yapısal elementi olup yaklaşık olarak ribozom ağırlığının % 65′ini teşkil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3 çeşit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çeşit rRNA bulunmaktadır. Ribozomal RNA’lar ribozomların yapı ve fonksiyonlarında önemli rpller oynamaktadır.
Bunlara ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çeşit RNA daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)’lardır. Bunlar ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleridir. İkincisi ise küçük nuklear (snRNA)’dır ve yine öncül mRNA moleküllerinin prosese uğraması esnasında ortaya çıkmaktadırlar.
DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT (DNA)
Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir.
Genler, DNA‘daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. Çoğunluk kromozomların içersinde bulunurlar. Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (Bakteriler) kromozom dışı genetik sistem, olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nukleus) dışında temel olarak (hayvan ve bitkilerde) mitokondri ve (sadece bitkilerde ve alglerde) kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir.
1953 yılında Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştırıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X-ray ışınlarını kırma özelliklerinin açıklanmasıdır. Elde edilen X ışını fotoğrafları, DNA nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir. Ayrıca TMV (tütün Mozaik Virusu) üzerinde yapılan çalışmalar da DNA ile ilgili çalışmalarda ışık tutmuştur.
Bir başka önemli bulguda Chargaff tarafından saptanmıştır. Herhangi bir türe ait DNA nın nükleotidlerine parçalandığında serbest kalan nukleotidlerde adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine daima eşit olduğunun saptanmasıdır.. Yani Chargaff kuralı‘na göre doğal DNA moleküllerinde adeninin timine veya guaninin sitozine oranı daima 1’e eşittir. (A/T=1 ve G/C=1).
İşte Watson ve Crick bu bulguları değerlendirerek böyle özelliklere sahip DNA makro molekülünün sekonder yapısına ait bir model geliştirdiler. Bu modele göre, bir çok sorunun açıklanması yapılabildiğinden dolayı 1962 yılında bu iki bilim adamına Nobel Ödülü verildi.
Bu modele göre;
DNA molekülü, heliks (=sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven şeklindedir. Kollarını, yani merdivenin kenarlarını, şeker (deoksiriboz) ve fosfat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile fosfat grupları ester bağlarıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur; her zaman Guanin (G), Sitozin’in (C ya da S); Adenin (A), Timin’in (T) karşısına gelir. Hem pürin (yani adenin ve guanin) ile pirimidin (yani sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağları, hemde diğer bağlar, meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar. Pürin ve pirimidin bazları, yandaki şekerlere (Riboz), glikozidik bağlarla bağlanmıştır. Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri olan nükleotidleri meydana getirmiştir. Dört çeşit nükleotid vardır. Bunlar taşıdıkları bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin, Sitozin,Timin).

DNA molekülü kendini oluşturan nukleotidlerin sayısına bağlı olarak, büyüklüğü türden türe değişen, uzun zincir şeklinde bir yapı gösterir. İnsanda bu zincirin uzunluğu açıldığında 2 metreye kadar varabilir. Bütün halinde eldesi zincirin hassas ve kırılgan yapısından ötürü çok güçtür.
İki polinükleotid zincirin şeker fosfat omurgaları, ortak bir eksen çevresinde eşit çaplı ve sağ yöne doğru dönümler meydana getirir. Nükleotidlerin bazları molekülün omurgasının iç kısmında bulunur. Bazların konumları sarmalın eksenine 90 derece açı yapacak şekilde konumlanmıştır. Birbirine komşu baz çiftlerinin dönümleri arasındaki uzaklık 3,4A dür. Ayrıca her baz çifti komşusuna 36 derecelik açı yapacak şekilde yerleşmiştir. Buna göre, yaklaşık 10 baz çifti 360 derecelik tam bir dönümü tamamlayacağından, her dönümün boyu 34A dür.
İki polinükleotid zincirdeki nukleotidler karşılıklı olarak birbirlerine hidrojen bagları ile bağlanmıştır. Bu bağ fosfor bağları kadar kuvvetli olmadığı için pH değişikliği, sıcaklık basınç gibi faktörlerde kolaylıkla birbirlerinden ayrılabilmektedir. DNA nın kendi kopyasını yapması ve gen anlatımı, nukleotidler arasındaki hidrojen bağlarının ayrılması ile gerçekleşmektedir.
Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir. Kovalent ester bağları veya fosfodiester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir. Fosfodiester bağlarının varlığı DNA molekülünün tek zincirli yapı halinde iken bile dayanıklı ve stabil yapıda olmasını sağlar. Genetik mühendisliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını içerir.
Nukleotidlerin yapısı bazik olmasına karşın oımurgadaki PO4(fosforik asit) grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır.
Hidrojen bağları daima bir pürin(A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı arasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır. Hidrojen bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelinini andıran, uygun nukleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir kolunda bulunan nukleotidlerin dizilişi,karşı kolda bulunan nukleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe bırakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir.
DNA molekülünün en önemli özellik iki polinükleotid zincirin birbirinin tamamlayıcısı olmasıdır. Pozitif (+) ve negatif (–) iki polinukleotid zincirlerinin tamamlayıcılık özelliği,genetik materyalin işlevlerini doğru biçimde nasıl yapabildiğinin açıklanması açısından DNA’nın en önemli temel özelliklerinin başında gelir.
DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir. Protein sentezi ve Dna replikasyonu (kendi kopyasını oluşturması) bu özellik sayesinde meydana gelebilir. DNA’nın iki zinciri, birbirine sadece H bağları ve hidrofobik etkileşimlerle bağlı olmaları nedeni ile, nükleotidleri arasındaki kovalent bağlardaki herhangi bir kopma olmaksızın çözülebilir (denatürasyon). Aynı şekilde çözülmüş molekülün zincirleri tamamlayıcı bazları arasında H bağlarının oluşumu ile birleşip sarmal yapıyı yeniden oluşturabilir (renatürasyon).
Nükleotidler arasındaki fosfor bağlarının kopması nedeniyle nükleotidlerin yerine başka nukleotid veya nukleotid dizisinin geçmesi mutasyonlara yol açar.Bu mutasyonların tek zincirli RNA molekülünde oluşma olasılığı çift zincirli DNA molekülüne göre daha fazladır.Mutasyonların neticeleri ölümcül olabilir. Evrimsel gelişim içinde mutasyonların menfi yada müspet etkileri gözardı edilemeyecek noktadadır. Günümüzde viral hastalıkların başında gelen AIDS’in önüne geçilememesinin en geçerli nedeni genomu tek zincirli RNA olan virusun sürekli mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir..

(Yukarıdaki bilgiler Prof. Dr. Engin M. GÖZÜKARA ‘nın BİYOKİMYA adlı kitabından yararlanılarak yazılmıştır.)

RNA-DNA

RİBONÜKLEİK ASİT (RNA)
RNA’lar ribonukleotitlerinbirbirlerine bağlanması ile meydana gelen tek zincirli nukleik asitlerdir. DNA molekülleri ile kıyaslandığı zaman boyları daha kısadır. Hemen hemen bütün hücrelerde bol olarak bulunmaktadırlar. Gerek prokaryotik gerek ökaryotik hücrelerde genellikle üç ana sınıf RNA’ya rastlanmaktadır. Bunlar mesencır RNA (mRNA), ribozomal RNA (rRNA) ve transfer RNA (tRNA) dır. Bütün RNA’lar tek zincirli özel bir baz dizisine, karakteristik bir molekül ağırlığına sahip ve belirli bir biyolojik fonksiyonu yerine getirmektedir.
MESENCIR RNA (mRNA)
DNA’da saklı bulunan genetik bilginin, protein yapısına aktarılmasında kalıplık görevi yapan aracı bir moleküldür. mRNA ribozomlara tutunur ve DNA’dan aldığı genetik şifreye göre sentezlenecek proteinin amino asit sırasını tayin etmektedir. Her mRNA molekülü, DNA üzerinde bulunan ve gen adı verilen belirli bir bölge ile komplementerlik göstermektedir. Tek bir ökaryotik hücre yaklaşık 10.000 farklı mRNA molekülü ihtiva etmekte ve bunların her birinden bir veya daha fazla polipeptid zinciri sentezlemektedir.
TRANSFER RNA (tRNA)
tRNA’lar da ribonukleotidlerin polimerize olması ile meydana gelmiş, çok kıvrımlar gösteren ve tek zincirli yapıya sahip bir RNA çeşididir. tRNA’lar yonca yaprağına benzeyen üç boyutlu yapılarında yer yer çift sarmallı bir durum göstermektedir. Zincirde yer alan ribonukleotid sayısı 70 ile 99 arasında, molekül ağırlığı ise 23.000 ile30.000 dalton arasında değişmektedir. Doğada yer alan 20 aminoasitin her biri için en az bir tRNA molekülü bulunmaktadır. tRNA’lar adaptörlük görevi yaparak bir uçlarına bağladıkları amino asiti, ribozoma tutunmuş mRNA’nın taşıdığı kodono göre polipeptid zincirine dizerler. tRNA’lar üç bazdan meydana gelen antikodon adı verilen uçları ile yine mRNA üzerinde bulunan ve kodon adı verilen bölgeye geçici bağlanarak amino asitlerin mRNA üzerindeki şifreye göre doğru bir şekilde dizilmelerini temin etmektedir.
RİBOZOMAL RNA (rRNA)
rRNA’lar ribozomların ana yapısal elementi olup yaklaşık olarak ribozom ağırlığının % 65′ini teşkil ederler. Prokaryotik hücrelerde 3 çeşit, ökaryotik hücrelerde ise 4 çeşit rRNA bulunmaktadır. Ribozomal RNA’lar ribozomların yapı ve fonksiyonlarında önemli rpller oynamaktadır.
Bunlara ilave olarak ökaryotik hücrelerde iki çeşit RNA daha bulunmaktadır. Bunlardan birincisi heterojen nuklear RNA (hnRNA)’lardır. Bunlar ökaryotik hücrede sentezlenen ve prosese uğramamış öncül mRNA molekülleridir. İkincisi ise küçük nuklear (snRNA)’dır ve yine öncül mRNA moleküllerinin prosese uğraması esnasında ortaya çıkmaktadırlar.
DEOKSİRİBONÜKLEİK ASİT (DNA)
Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir.
Genler, DNA‘daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. Çoğunluk kromozomların içersinde bulunurlar. Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (Bakteriler) kromozom dışı genetik sistem, olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nukleus) dışında temel olarak (hayvan ve bitkilerde) mitokondri ve (sadece bitkilerde ve alglerde) kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir.
1953 yılında Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştırıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X-ray ışınlarını kırma özelliklerinin açıklanmasıdır. Elde edilen X ışını fotoğrafları, DNA nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir. Ayrıca TMV (tütün Mozaik Virusu) üzerinde yapılan çalışmalar da DNA ile ilgili çalışmalarda ışık tutmuştur.
Bir başka önemli bulguda Chargaff tarafından saptanmıştır. Herhangi bir türe ait DNA nın nükleotidlerine parçalandığında serbest kalan nukleotidlerde adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine daima eşit olduğunun saptanmasıdır.. Yani Chargaff kuralı‘na göre doğal DNA moleküllerinde adeninin timine veya guaninin sitozine oranı daima 1’e eşittir. (A/T=1 ve G/C=1).
İşte Watson ve Crick bu bulguları değerlendirerek böyle özelliklere sahip DNA makro molekülünün sekonder yapısına ait bir model geliştirdiler. Bu modele göre, bir çok sorunun açıklanması yapılabildiğinden dolayı 1962 yılında bu iki bilim adamına Nobel Ödülü verildi.
Bu modele göre;
DNA molekülü, heliks (=sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven şeklindedir. Kollarını, yani merdivenin kenarlarını, şeker (deoksiriboz) ve fosfat molekülleri meydana getirir. Deoksiriboz ile fosfat grupları ester bağlarıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur; her zaman Guanin (G), Sitozin’in (C ya da S); Adenin (A), Timin’in (T) karşısına gelir. Hem pürin (yani adenin ve guanin) ile pirimidin (yani sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağları, hemde diğer bağlar, meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar. Pürin ve pirimidin bazları, yandaki şekerlere (Riboz), glikozidik bağlarla bağlanmıştır. Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri olan nükleotidleri meydana getirmiştir. Dört çeşit nükleotid vardır. Bunlar taşıdıkları bazlara göre isimlendirilirler (Adenin, Guanin, Sitozin,Timin).
DNA molekülü kendini oluşturan nukleotidlerin sayısına bağlı olarak, büyüklüğü türden türe değişen, uzun zincir şeklinde bir yapı gösterir. İnsanda bu zincirin uzunluğu açıldığında 2 metreye kadar varabilir. Bütün halinde eldesi zincirin hassas ve kırılgan yapısından ötürü çok güçtür.
İki polinükleotid zincirin şeker fosfat omurgaları, ortak bir eksen çevresinde eşit çaplı ve sağ yöne doğru dönümler meydana getirir. Nükleotidlerin bazları molekülün omurgasının iç kısmında bulunur. Bazların konumları sarmalın eksenine 90 derece açı yapacak şekilde konumlanmıştır. Birbirine komşu baz çiftlerinin dönümleri arasındaki uzaklık 3,4A dür. Ayrıca her baz çifti komşusuna 36 derecelik açı yapacak şekilde yerleşmiştir. Buna göre, yaklaşık 10 baz çifti 360 derecelik tam bir dönümü tamamlayacağından, her dönümün boyu 34A dür.
İki polinükleotid zincirdeki nukleotidler karşılıklı olarak birbirlerine hidrojen bagları ile bağlanmıştır. Bu bağ fosfor bağları kadar kuvvetli olmadığı için pH değişikliği, sıcaklık basınç gibi faktörlerde kolaylıkla birbirlerinden ayrılabilmektedir. DNA nın kendi kopyasını yapması ve gen anlatımı, nukleotidler arasındaki hidrojen bağlarının ayrılması ile gerçekleşmektedir.
Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir. Kovalent ester bağları veya fosfodiester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir. Fosfodiester bağlarının varlığı DNA molekülünün tek zincirli yapı halinde iken bile dayanıklı ve stabil yapıda olmasını sağlar. Genetik mühendisliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını içerir.
Nukleotidlerin yapısı bazik olmasına karşın oımurgadaki PO4(fosforik asit) grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır.
Hidrojen bağları daima bir pürin(A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı arasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır. Hidrojen bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelinini andıran, uygun nukleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir kolunda bulunan nukleotidlerin dizilişi,karşı kolda bulunan nukleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Tesadüfe bırakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir.
DNA molekülünün en önemli özellik iki polinükleotid zincirin birbirinin tamamlayıcısı olmasıdır. Pozitif (+) ve negatif (–) iki polinukleotid zincirlerinin tamamlayıcılık özelliği,genetik materyalin işlevlerini doğru biçimde nasıl yapabildiğinin açıklanması açısından DNA’nın en önemli temel özelliklerinin başında gelir.
DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir. Protein sentezi ve Dna replikasyonu (kendi kopyasını oluşturması) bu özellik sayesinde meydana gelebilir. DNA’nın iki zinciri, birbirine sadece H bağları ve hidrofobik etkileşimlerle bağlı olmaları nedeni ile, nükleotidleri arasındaki kovalent bağlardaki herhangi bir kopma olmaksızın çözülebilir (denatürasyon). Aynı şekilde çözülmüş molekülün zincirleri tamamlayıcı bazları arasında H bağlarının oluşumu ile birleşip sarmal yapıyı yeniden oluşturabilir (renatürasyon).
Nükleotidler arasındaki fosfor bağlarının kopması nedeniyle nükleotidlerin yerine başka nukleotid veya nukleotid dizisinin geçmesi mutasyonlara yol açar.Bu mutasyonların tek zincirli RNA molekülünde oluşma olasılığı çift zincirli DNA molekülüne göre daha fazladır.Mutasyonların neticeleri ölümcül olabilir. Evrimsel gelişim içinde mutasyonların menfi yada müspet etkileri gözardı edilemeyecek noktadadır. Günümüzde viral hastalıkların başında gelen AIDS’in önüne geçilememesinin en geçerli nedeni genomu tek zincirli RNA olan virusun sürekli mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir..

9. sınıf biyoloji sınav soruları ve cevapları, biyoloji ders notları, biyoloji konu anlatımı, Genetik Bilgisi, Lise 4 biyoloji dersi konu anlatımı içinde yayınlandı | Yorum bırakın

>biyoloji yazılı soruları ve cevapları

>-Heparin nerede üretilir, ne işe yarar?

*Temel bağ dokudaki mast hücreleri tarafından üretilir. Anın damarlar içerisinde pıhtılaşmasını engeller.
-Ergin memelilerin kaburga uçlarında yer alan kıkırdak doku türünün adı nedir?
*Hyalin kıkırdak
-Monositlerin görevi nedir?
*Ömürleri tükenmiş hücre ve dokuları parçalayarak yok etmek
- 0 (sıfır) kan grubunun diğer gruplardan kan alamayışının sebebi nedir?
*Plazmasında hem anti-A hem de anti-B antikorlarının bulunmasıdır. Bunlar hem A hem de B grubu kana ait alyuvarların çökelmesine sebep olurlar.
-Bitkilerde soymuk borularının görevi nedir?
*Yapraklarda yapılan besin maddelerini bitkinin her yanına iletilmesini sağlamak.
-Su bitkilerinde stomalar neden yaprağın üst yüzeyinde yer alırlar?
*Alt yüzeyde olsalardı, su basıncı yüzünden gaz değişimi mümkün olmayacaktı. Bundan dolayı üst tarafta bulunurlar.
-Hidrada alınan uyarıların sinir sisteminde iletilmesi nasıl olur?
*Uyarılar, sinir ağı boyunca azalarak ilerler.
-Kemik dokuda, oseinin yapısında bulunan organik maddeler nelerdir?
*Protein ve kollojen lifler
-Endokrin bezleri anlatınız.
*Salgılarını doğrudan kana veren bezlerdir. Bu salgıya hormon denir.
-Hormonların etki oluşturması nasıl olur? Anlatınız.
*Dolaşım sistemine katılan hormon, kan aracılığıyla etki edeceği hedef organa ulaşır ve etkiderek o organın faaliyete geçmesini sağlar.
-Düz kasların kasılma ve çalışma şekilleri nasıldır?
*Düzenli ve yavaş kasılırlar, uzun süreli çalışır.
-Terliksi hayvanda sinir telciklerinden biri koparıldığında ne olur?
*O sinir telciğinin bağlı olduğu silin hareketi bozulur.
-Sıfır (0) kan grubunun genel verici olma özelliği nereden gelmektedir?
*Alyuvarlarında antijen (protein) olmadığından, diğer gruplaR her hangi bir reaksiyon göstermezler.
-Sert kemik doku hücreleri nasıl beslenir?
*Volkman kanallarından geçen kan damarlarından oksijen ve besini difüzyonla alırlar.
-Alyuvarların çekirdeksiz oluşlarının faydası nedir?
*Oksijen taşıma kapasiteleri artar.
-Makrofaj nerede üretilir, ne işe yarar?
*Temel bağ dokuda, vücuda giren bakterileri fagositozla yok eder.
-Omurlar arasındaki disklerde yer alan kıkırdak dokunun adı nedir?
*Fibröz kıkırdak.,
*Sinir doku hücreleri neden yenilenmez?
-Sentrozomları kaybolduğu için mitoz bölünme görülmez.Bundan dolayı da yenilenemezler.
*Kökteki kaliptra ne işe yarar?
-Kökün toprağın sert kısımlarından zarar görmesini önler.
*Çok hücreli bezler salgılama şekillerine göre kaça ayrılır? Nelerdir?
-Endokrin bezler, Ekzokrin bezler ve Karma bezler.
*Yağ dokunun esnek ve basınca dayanıklı olması, hangi özelliğiyle gerçekleşmektedir?
-Yağ doku hücreleri arasında bulunan ağsı ve kollojen liflerin bol olması sayesinde.
*Kutikula tabakasının bitkide ne işe yaradığını yazınız.
-Bitkinin su kaybını azaltır.
*Kanda yer alan kan proteinleri nelerdir?
-Albumin, globulin, fibrinojen, heparin.
*Bitkilerde gövdenin kalınlaşması hangi yapı sayesinde, nasıl olmaktadır?
-Kambiyum dokusu sayesinde. Gövdedeki kambiyum hücreleri ilkbaharda ve sonbaharda tekrar oluşur. Her yıl tekrarlanan bu hücreler sayesinde gövde kalınlaşır.
*AB kan grubunun genel alıcı olması hangi özelliğinden kaynaklanmaktadır?
-AB grubunun plazmasında antikor yoktur. Dolayısıyla gelen kan gruplarına karşı reaksiyon oluşmaz.
*Kan serumunda bulunan maddeler nelerdir?
- Aminoasit, Basit karbonhidratlar, Yag (Lipit), Vitamin, Antikor, Hormon, Madensel tuzlar, azotlu bileşikler.
*Kemik dokudaki Periost ne işe yarar?
-Kemiğin kalınlaşmasını ve onarılmasını sağlar.Ayrıca kemiği besler.
*Sıfır kan grubunun genel verici olması hangi özelliğinden kaynaklanmaktadır?
- Sıfır kan grubunun alyuvarlarında antijen (protein) yoktur. Dolayısıyla diğer kan gruplarında reaksiyon oluşmaz
*Bitkinin boyuna uzamasını sağlayan yapının adı nedir?
-Büyüme konisi (birincil bölünür doku)
*Bir solucan ile bir çekirgeyi kas yapısı ve hareketi yönünden karşılaştırınız.
- Düz kasların kasılmaları yavaş ve düzenlidir. Eklembacaklı-lar hariç diğer omurgasız hayvanlar düz kaslara sahiptir. Çizgili kaslar ise düz kaslara oranla çok daha hızlı kasılma yapabilirler. Bundan dolayı çekirgenin sıçraması ani ve hızlı olu. Solucan ise yavaş hareket eder.
*Stomaların bitkideki görevini yazınız.
- Fotosentez için gerekli karbondioksitin alınması, alt epidermis hücreleri arasında bulunan stoma(gözenek)lar tarafından sağlanır.
*Kıkırdak doku çeşitleri nelerdir?
-Hyalin, elastiki, fibröz kıkırdak.
*Otsu bitkilerde gövdenin dik durması, hangi olay sayesinde, nasıl olur?
-Osmoz sayesinde olur. Hücrelere giren su, hücre çeperlerine içeriden dışarıya doğru basınç yaparak hücrelerin zarını gerginleştirir. Bu gerginlik sayesinde bitki gövdesi dik durur.
*Sinaps nedir?
-Bir nöronun aksonu ile diğer nöronun dendiritinin veya gövdesinin karşı karşıya gelmesidir.
*Doku nedir?
-Organizmada belirli görevleri yapmak üzere özelleşmiş hücre topluluklarına denir.
*A Rh+ bir insan hangi gruplardan kan alabilir?
- A Rh+ ve O Rh+ grupalardan.
*Bağ doku içinde yer alan melanositler(pigment hücreleri) ne işe yarar?
-Deriye renk vermek.
*Odun borularının bitkideki görevi nedir?
-Köklerle topraktan alınan suyun bitkinin her yanına dağıtılmasını sağlamak.
*Birincil bölünür dokular bitkide nerede yer alır?
-Kök ve gövde uçlarında.
*Tek katlı silindirik epitel hücrelerinin vücutta bulunduğu yerlerden ikisini yazınız.
-Mide, ince barsağın iç yüzeyinde, soluk borusunda, üreme kanallarında.
*Bitkilerde kutikula’nın fonksiyonu nedir?
-Bitkinin su kaybını önler.
*Konya’da yaşayan bir insanın kanındaki alyuvar sayısı, Antalya’da yaşayanlardan fazladır. Bunun nedeni nedir?
-Yüksekler çıkıldıkça oksijen oranı azalır. Bu yükseklik farkından dolayı Konya’daki oksijen oranı Antalya’dan daha azdır. Ancak vücut, ihtiyaç duyduğu oksijeni almak ister. Yeterli oksijen yoğunluğu olmayınca da kandaki oksijen taşıyıcı moleküllerin sayısını artırır.
*Bir omurgalıya ait sinir hücresinin şeklini çizerek kısımlarını üzerinde gösterinniz.
-
*Bitkilerde büyüme neden sınırsızdır?
-Bitkinin uç kısımlarında bulunan büyüme konisi, bitkinin boyca sınırsız büyümesini sağlar.
*Tek katlı yassı epitel hücreleri vücutta nerelerde bulunur?
-Akciğer alveollerinde ve kılcal damarlarda.
*Soymuk boruları bitkide ne işe yarar?
-Fotosentez ürünlerinin bitkinin her yanına dağıtılmasını sağlar.
*Histamin vücutta nerede üretilir, ne işe yarar?
-Temel bağ dokudaki mast hücrelerinde üretilir. Kılcal damarların geçirgenliğini artırır.
*Isırgan otunun yakıcı kapsüllerini taşıyan tüyleri nasıl meydana gelmiştir?
-Epidermis hücrelerinin dışa doğru uzamasıyla.
*Hyalin kıkırdak hücrelerinin yapısı nasıldır?
-Hücre ana maddesi homojen, saydam ve beyaz mavimtrak renktedir. Ara maddedeki kollojen lifler sayesinde basınca dayanıklıdır.
*Mantar dokunun bitkideki görevini yazınız.
-Bitkiyi dış etkenlerden korumak.
*Sinir dokudaki Nöroglea hücrelerinin görevi nedir?
-Sinir hücrelerini beslemek, destek olmak ve koruyucu kılıf hazırlamak.
*Kış uykusuna yatan hayvanların hücreleri °°°°bolik faaliyetleri için gereken suyu nasıl elde ederler?
-Daha önce aldıkları besinleri yağa çevirerek depo ederler ve uyku esnasında bu yağın vücut tarafından yıkımı sonunda açığa çıkan suyu kullanırlar.
İmpuls iletimi sırasında sinir hücresinde ne gibi değişiklikler olur?
-
İmpulsun iletimi sırasında sinir hücresindeki K ve Na iyonlarının yer değiştirmesi sonucunda hücre zarının iç ve dış yüzeylerindeki elektrik yükü değişir.
Renk körlüğü nasıl meydana gelir?
Renkli görmeyi sağlayan üç tip koni hücresinden bir veya ikisinin genetik bozukluk sonucu bulunmaması durumunda bazı renkler ayrılamaz. Buna renk körlüğü denir
Bebeklerin ayakta duramamalarının sebebi nedir?
Beyinciklerinin gelişmemesinden dolayı
Üst deride kan damarları ve sinirler niçin bulunmaz?
Çünkü üst deride ölü hücreler bulunur.
İşitmeyi sağlayan korti hücreleri kulakta nerede bulunur?
İç kulaktaki KOHLEAR KANALInda.
Göz uyumu nedir?
Mercek kaslarının kasılıp gevşeyerek göze gelen ışığa göre mercek kalınlığını ayarlamasıdır
Omurilik soğanı hangi davranışların merkezidir? Solunum, sindirim, dolaşım, salgılama ve çeşitli reflekslerin merkezidir
Kemik dokuda kılcal kan damarları nerede bulunur? -Havers kanallarındaki VOLKMAN KANALLARInda.
Bitkilerde iletim doku bölümleri nelerdir?
Odun boruları – soymuk boruları
Salgılarını doğrudan kana veren bezlere ne ad verilir?
Endokrin bezler.
Uyartılar sinapstan nasıl geçer?
İmpulslar, akson sonundaki sinaptik yumruya geldiğinde sinaptik keseciklerdeki nörotransmitter maddeler sinaps boşluğuna geçerek diğer nöronun dendritine ulaşır. Böylece diğer nöron uyarılır
Niçin renkli görürüz?
-Retinada mavi, yeşil ve kırmızı renklere duyarlı koni hücrelerinin ve iki-üç koninin birlikte görev yapması sonucu renkli görürüz.
Beyinciği zedelenen kuşun davranışları nasıldır?
-Kas hareketlerinde düzensizlik ve denge bozukluğu dolayısı ile kuş yürüme ve uçma işini yapamaz
Deri güneş altında neden koyulaşır? -
Güneşin etkisiyle melanin pigmenti artar ve deri koyu renkli görünür
Dış kulak hangi bölümlerden oluşur? -Kulak kepçesi ve kulak yolundan
Gözde kornea nasıl meydana gelir? -Sert tabaka ön tarafta incelip saydamlaşarak şişkinleşir ve kornea meydana gelir.
Hipotalamus, hipofizin çalışmasını nasıl kontrol eder? -Salgılatıcı faktörleri (RF) salgılayarak.
Kemikte periost ne işe yarar? -Kemiğin beslenmesi, kırıkların onarımı ve enine büyümesini (kalınlaşmasını) sağlar.
Bitkilerde görülen bölünmez dokular nelerdir? -Temel doku, koruyucu doku, destek doku, iletim doku, salgı doku.
Mukus salgılayan tek hücreli salgı bezine ne ad verilir? Goblet hücre

BİYOLOJİ YAZILI SORULARI

1.DOKU NEDİR?
CEVAP:BENZER YAPILI ÖZELLEŞMİŞ HÜCRE GRUPLARININ OLUŞTURDUĞU TOPLULUĞA DOKU DENİR.

2.SÜNGER—MERİSTEM(BÖLÜNÜR)DOKU NEREDE BULUNUR?
CEVAP:BÜYÜME BÖLGELERİNDE BULUNUR.

3.DERMATOJEN GELİŞEREK NEYİ OLUŞTURUR?
CEVAP:EPİDERMİSİ.

4.HAVALANDIRMA PARANKİMASINI AÇIKLAYINIZ.
CEVAP:SU VE BATAKLIK BİTKİLERİNDE SU VE KARBONDİOKSİT ALIŞ-VERİŞİNİ SAĞLAR.HAVAYI DEPOLAYARAK GAZ ALIŞ-VERİŞİNİ SAĞLAR.

5.BİTKİNİN AŞIRI SU KAYBINI ÖNLEYEN NEDİR?
CEVAP:KÜTİKULA.

6.HÜCRE İÇİ SALGI NE YAPAR?ÖRNEK VERİNİZ.
CEVAP:BÖCEKÇİL BİTKİLERDE SİNDİRİMİ SAĞLAR. ÖRNEK:PORTAKAL,LİMON.

7.HİSTOLOJİ NEYİ İNCELER?
CEVAPOKU BİLİMİNİ İNCELER.

8.HÜCRE DIŞI SALGI NE YAPAR?ÖRNEK VERİNİZ.
CEVAP:CEP V.B.YERLERDE BİRİKİR. ÖRNEK:SARDUNYA.

9.PREMER MERİSTEM NEREDE BULUNUR?
CEVAP:BÜYÜME KONİSİNDE BULUNUR.

10.PERİBLEM GELİŞEREK NEYİ OLUŞTURUR?
CEVAP:KORTEKSİ’Yİ OLUŞTURUR.

11.EPİDERMİS HÜCRELERİ FARKLILAŞARAK NEYE DÖNÜŞÜR?
CEVAP:STOMAYA DÖNÜŞÜR.

12.MANTAR DOKU NASIL OLUŞUR?
CEVAP:EPİDERMİS’İN PARÇALANMASIYLA OLUŞUR.

13.PEK DOKU KAÇA AYRILIR?
CEVAP:KÖŞE VE LEVHA OLMAK ÜZERE 2’YE AYRILIR.

14.SOYMUK İLE ODUN BORULARI ARASINDAKİ FARK NEDİR?
CEVAP:SOYMUK BORUSU:KALBURLU
ODUN BORUSUÜZ’DÜR.


15.EPİTEL DOKUNUN GÖREVİ NEDİR?
CEVAPUYU,SALGI,EMME,KORUMA GÖREVİ YAPAR.

16.KERATİNLEŞME EN ÇOK NEREDE GERÇEKLEŞİR?
TOPUKTA GERÇEKLEŞİR.(BASINÇ)

17.MAKROFAJ’IN GÖREVİ NEDİR?
CEVAP:MİKROPLARI VE YABANCI MADDELERİ FAGOSİTE ETMEK.

18.HİYALİN KIKIRDAK NEREDE BULUNUR?
CEVAP:SOLUK BORUSU,BURUN,EKLEM BAŞLARI V.B.

19.YAĞ DOKUNUN GÖREVLERİ NELERDİR?
CEVAP:YAĞ DEPO EDER,VÜCUT ISISINI DÜZENLER,VÜCUDA DAYANIKLILIK SAĞLAR VE ENERJİ VERİR.

20.ALYUVARLAR NE TAŞIR?
CEVAP:OKSİJEN VE KARBONDİOKSİT TAŞIR.

21.AB KAN GRUBU NEDEN DİĞER GRUPLARDAN KAN ALIR?
CEVAP:PLAZMASINDA ANTİKOR OLMADIĞINDAN GENEL ALICIDIR.

22.ALVEOLLER NEREDE BULUNUR?
CEVAP:TEK KATLI YASSI EPİTELDE BULUNUR.

23.MELANİN YARARLARI NELERDİR?
CEVAP:MOR ÖTESİ IŞINLARDAN KORUR.

24.MAST HÜCRELERİ NE SALGILAR?
CEVAP:HEPARİN VE HİSTAMİN SALGILAR.

25.KEMİĞİN SERTLEŞMESİNİ HANGİ MİNERALLER SAĞLAR?
CEVAP:P,Ca,Mg,KARBONAT,VİTAMİNLER VE HORMONLAR SAĞLAR.

26.ALYUVAR NEDEN KIRMIZILIK SALGILAR?
HEMOGLOBİNDEN DOLAYI KIRMIZILIK SALGILAR.

27.PARAZİT VE ALERJİK HASTALIKLARDA SAYISI ARTAN AKYUVAR KİMDİR?
CEVAP:EOZİNOFİL.

28.B KAN GRUBU NEDEN A KAN GRUBUNA KAN VEREMEZ?
CEVAP:A KAN GRUBUNDA BULUNAN ANTİ B ANTİKORU,
B GRUBUNDA BULUNAN B ANTİYENİNİ ÇÖKERTİR.BU YÜZDEN KAN VEREMEZ.

29.BÜYÜME NOKTASININ KÖKTEKİ ADI NEDİR?
CEVAP:KALİPTRA.

9. sınıf biyoloji sınav soruları ve cevapları, biyoloji konu anlatımı, biyoloji yazılı soruları ve cevapları, biyoloji yazılıları içinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Lise 1. sınıf Biyoloji Dersi yazılı soruları ve cevapları 1. dönem

>AŞAĞIDA VERİLEN 1-15. SORULARDAKİ BOŞLUKLARA DOĞRU CEVAPLARI YAZINIZ.

1. Temel bilim olan biyoloji, canlı ve doğa ile ilgili her konuyu içine almaktadır.
2. Biyolojiye önem verneyen toplumlarda, Sağlıkla ilgili sorunlar; Yanlış beslenmeye bağlı rahatsızlıklar, Akraba evliliğine dayalı anomalilerin artması, Sağlıksız soyların ortaya çıkması dır
3. Önümüzdeki yüzyılın başında şu gelişmelerin olması beklenmektedir; Canlıların ömür uzunluğunu kalıtsal olarak denetleyen genler kontrol altına alınarak uzun bir yaşam sağlanacaktır.
4. 1997 Şubat ayında biyoloji alanında yeni bir gelişme kaydedilmiştir. Bir araştırmacı memeli bir hayvanın Dolly (koyun) kopyasını yapmayı başarmıştır.
5. Moleküller organelleri , organeller de canlılığın temel birimi olan hücreyi oluşturur.
6. Yeşil bitkiler su ve karbondioksiti birleştirerek besin ve oksijen üretirler.
7. Su Besinlerin sindirimini sağlar vesağlar(hidroliz) ve kimyasal olaylar için ortam oluşturur.
8. Yapılarında karbon içeren asitlerin çoğu organik asittir.
9. Bazlar turnusol kağıdının rengini kırmızıdan maviye dönüştürür.
10. FOSFOR(P) inorganik bileşiği kemik ve dişlerin yapısına katılır, nükleik asitlerin yapısını oluşturur, Yağ protein karbonhidrat gibi moleküllerin yapısına katılır.
11. DEMİR (Fe) inorganik bileşiği Karaciğer, dalak, kırmızı kemik iliğinde bol bulunur.
12. Canlılarda bulunan organik bileşikler karbonhidratlar , yağlar, proteinler, nükleik asitler ve vitaminlerdir.
13. KarbonhidratlarEnerji vericidirler ve C, H, O elementlerinden oluşurlar.
14. Küçük moleküllerin birleşirken su açığa çıkarması olayına dehidrasyon sentezi denir.
15. İnsanların ve hayvanların yedikleri disakkaritler, sindirim sisteminde monosakkaritlerine ayrılarak kullanılır.

AŞAĞIDAKİ ÇOKTAN SEÇMELİ SORULARDA DOĞRU SEÇENEĞİ İŞARETLEYİNİZ.

16. 45 monosakkaritten oluşan bir polisakkarit zincir hidrolizlendiğinde Kaç mol su açığa çıkar.
a) 46 B)45 c)44 d)43 e)42

17. 2. 50 monosakkaritlik bir Polisakkarit zincir 10 disakkarit şeker kullanılarak oluşturulmuştur. Bu polisakkarit zincirin oluşturulmasında kaç monosakkarit şeker kullanılmıştır.
a) 45 B)40 c)35 d)30 e)25

18. Toplam 350 monosakkaritten oluşan bir polisakkarit zincirin oluşması sırasında 199 molekül Su açığa çıktığına göre bu zincirin oluşturulması sırasında kaç adet monosakkarit şeker kullanılmıştır.
a) 60 B)50 c)40 d)30 e)20

19. Toplam 250 monosakkaritten oluşan bir polisakkarit zincirin oluşması sırasında 229 molekül Su açığa çıktığına göre bu zincirin oluşturulması sırasında kaç adet disakkarit şeker kullanılmıştır.
a) 20 B)25 c)30 d)130 e)120

20. Bir çocuk dedesinden 200 disakkarittik bir şeker ve babaannesinden 150 monosakkaritlik bir polisakkarit olan dondurma alır. Çocuk bu tatlıları tamamen sindirdiğinde toplam kaç Glikozit bağ parçalanmış olur.
a) 249 B)251 c)300 d)351 e)349

21. Üniversite sınavına girecek bir öğrenci 25 disakkarit içeren reçel, 20 monosakkarit içeren 3 polisakkarittik ekmek yemiştir. Bu öğrencinin yediğe besini tamamen monosakkarit birimlere ayırabilmesi için kol mol suya ihtiyacı vardır.
a) 82 B)85 c)60 d)72 e)70

22. Perhiz yapan bir hasta 125 disakkarit içeren reçel, 125 monosakkarit içeren polisakkarittik bir dilim ekmek ve 50 molekül yağ yemiştir. Bu hastanın yediği yiyeceklerde toplam kaç ester bağ vardır.
a) 250 B)399 c)249 d)199 e)150

23. Bir sporcu düzenli olarak beslenirken, 125 monosakkarit içeren polisakkaritlik bir dilim ekmek ve 50 molekül yağ tüketmektedir. Bu sporcunun yediği yiyecekleri tamamen yakmak için kaç molekül suya ihtiyacı vardır.
a) 175 B)155 c)274 d)199 e)150

24. Bir obezite (fazla yemek yeme hastalığı) hastası 300 disakkarit içeren reçel, 300 monosakkarit içeren polisakkarittik bir dilim ekmek ve 150 molekül yağ yemiştir. Bu hastanın yediklerini tamamen parçalayabilmesi için kaç mol suya ihtiyaç vardır.
a) 499 B)1049 c)450 d)650 e)1500

25. Bir evde sabah kahvaltısında Baba 1 bardak çay, 2 dilim ekmek 25 molekül yağ anne 2 bardak çay ve 1 dilim ekmek, çocuk 1 dilim ekmek ve 100 molekül yağ yemiştir.1 bardak Çayda 20 disakkarit şeker ve her bir dilim ekmekte 120 monosakkaritlik polisakkarit molekül olduğuna göre. Bu ailenin tükettiği gıdalarda toplam kaç ester bağ mevcuttur.
a) 891 B)309 c)225 d)375 e)125

not: alıntıdır

biyoloji konu anlatımı, biyoloji yazılı soruları ve cevapları, Lise 1. sınıf Biyoloji Dersi yazılı soruları ve cevapları 1. dönem içinde yayınlandı | Yorum bırakın

>Hücrenin Yapısı nasıldır

>Hücre zarı Gözenekli ve yarı geçirgen yapıya sahiptir. Esas yapı taşları lipid ve proteinlerdir. Hücreye gelen bütün kimyasal maddeler ve elektriksel iletiler hücre zarı ile alınır.

Sitoplazma Büyük oranda sudan ibaret olan sitoplazma çözünmüş ve dağılmış tanecikler içerir. Bu çözünen taneciklerin miktarı hücre türüne göre değişiklik gösterir.

Çekirdek Tanecikli ve lifli bir yapıya sahiptir. Çekirdek zarı, nükleoplazma, kromozom ve çekirdekçikten oluşmaktadır. Çekirdek zarı iki tabaka halinde ve çok gözenekli bir yapıya sahiptir. Nükleoplazma ise çekirdeğin özü olup özellikle protein ve tuzlar içerir. Çekirdeğin hücre bölünmesinde rolü vardır.

Golgi aygıtı G.A. Zarımsı tüp ve keseciklerin biraraya gelmesiyle meydana gelir. Genellikle çekirdeğe yakındır. Bilhassa aktif salgı yapan bez hücrelerinde göze çarpar. Asıl görevinin hücrenin salgıladığı proteinleri depolamak olduğuna inanılmaktadır.paketleme ve salgı görevi yapar.Salgı bezlerinin hücrelerinde sayıları daha fazladır.Örnegin; ter bezlerinden ter,

Koful Tek hücrelilerde boşaltım organelidir. Çok hücrelilerde atık maddelerin boşaltıldığı yerdir.Tatlı suda yaşayan protistalarda su dengesinin ayarlandığı yerdir.Su dengesini ayarlayan kofula da kontraktil koful denir. Çalışırken enerji harcar. Tuzlu suya atılan paramesyumda ise kontraktil koful çalışmaz.İçleri kendilerine has bir özsu ile dolu yapılar olup hayvan hücrelerinde bitki hücrelerinden daha fazla bulunur. Genç hücrelerde küçük, yaşlı hücrelerde ise tek tek ve büyüktür. Kofullar plazmoliz ve deplazmoliz olaylarında rol oynarlar. Bir hücreli hayvanlarda, besinlerin sindirildiği besin kofulları ile fazla su ve zararlı maddelerin atıldığı boşaltım kofullarının hücre canlılığını koruma da önemli yeri vardır. Bitki hücresinde büyük hayvan hücresinde küçüktür. Bitki hücrelerindeki büyük kofula merkezi koful denir. koful=depo

Mitokondriler 2-3 mikron uzunluğunda 0,5 mikron çapında elektron mikroskobuyla kolayca görülebilen elips biçiminde parçalardır. Sosis veya çomak biçimindedir. Mitokondrinin yapısında 2 zar bulunur. Hücrenin enerji meydana getirici üniteleridir. Hücre solunumunun sitrik asit devri (Krebs çemberi) burada gerçekleşir. Organik moleküllerden kimyasal bağların kopmasıyla açığa çıkan enerji burada ATP (Adenozin TriFosfat) şekline çevrilir.

Plastitler Yalnızca bitki hücrelerinde bulunurlar. Üç çeşidi vardır.

Kloroplastlar, yeşil renklidir, klorofil içerirler. Bitkilere yeşil rengini bunlar verirler. Güneş ışığı karşısında su ve karbondioksitten organik maddeler imal ederler ki, bu olaya karbon özümlemesi (fotosentez) adı verilir.
Kromoplastlar, renkli plastitlerdir. Turuncu renkte olanlara “karoten”, sarı renkte olanlara “ksantofil”, sarımsı kırmızı olanlara da “likopen” denir. Havuç ve domates gibi meyve ve sebzelerin kendine has renklerini verirler.
Lökoplastlar, renksizdirler. Bitkilerin ışık görmeyen kısımlarında (kök, yumru vb.) bulunurlar. Nişasta depolarlar. Fotosentez sonucu oluşan glikoz, iletim sistemi aracılığıyla depo yeri olan lökoplastlara gelir. Burada glikoz molekülleri birleşerek nişasta molekülleri meydana gelir. Nişastanın sentezi esnasında, su açığa çıkar. “n” sayıda glikoz molekülünün birleşmesi esnasında (n-1) sayıda H2O molekülü açığa çıkar. Nişasta taneciklerinin şekil ve büyüklükleri bitkinin çeşidine göre farklılık gösterir.

Ribozom Endoplazmik retikulum kanalcıkları boyunca sıralanmış ve sitoplazmada dağınık olarak bulunan protein sentezinin başladığı yapılardır. Yaklaşık 150 Angström çapındadırlar. Yapılarının % 65’i RNA (ribonükleik asit) ve % 35’i proteindir. Ribozom yardımı ile sentezlenen proteinler endoplazmik retikulum aracılığı ile hücre içi bölgelere veya hücre dışına iletilirler. Kısaca görevi protein sentezidir

Sentriyoller Sadece hayvan hücrelerinde bulunmakla beraber, çok az bitki hücresinde de rastlanmıştır (protistalarda bulunur). Sentriyoller, çekirdeğin yakınında ve birbiriyle dik açı yapacak şekilde yerleşmiş iki kısa silindirden ibarettir. Üçlü gruplar halindeki tüpçükler sentriyolün duvarları içinde uzunlamasına olarak ilerlerler. Çeper boyunca bu üçlülerin 9 tanesi düzgün aralıklarla yerleşmişlerdir. sil ce kamçı oluşumunda etkilidir

Hücre Yapısı: 1)Çekirdekçik 2) Çekirdek 3)Ribozom 4)Vezikül 5)Granüllü (Tanecikli)Endoplazmik Retikulum 6)Golgi Aygıtı 7)Sitoiskelet 8)Granülsüz (Düz)Endoplazmik Retikulum 9)Mitokondriler 10)Koful 11)Sitoplazma 12)Lizozom 13)Sentriyoller

biyoloji konu anlatımı, Fen ve teknoloji dersi konu anlatımları, Hücrenin Yapısı, Hücrenin Yapısı nasıldır, nasıldır içinde yayınlandı | Yorum bırakın